Hafta sonuna iki gün kalmıştı.
Çalan saati el yordamıyla bulup susturdu. Yorganı yüzüne kadar çekip yatağında yan dönerek biraz daha uyuyacakken birden yatağın içinde doğruldu. Bugün çok önemli toplantıya girecek olduğunu hatırlayınca yüzünü buruşturdu ve hızlıca yataktan kalktı. Çıplak ayak koşar adımlarla mutfağa giderek hemen kendine kahve suyu koydu. Ardından yapılacaklar listesine göz attı. Bunlar günlük rutin işlerdi aslında. Bunları her gün yapıyordu fakat her yeni gün sanki ilk defa yapılacak bir şeymiş gibi akşamdan not alarak öyle yatıyor ve sabah hep aynı saatte uyanıyordu. Çünkü klasik, olmazsa olmazları olan biriydi ama bugün nedense biraz gergin ve değişik bir ruh halindeydi. Sebebi girecek olduğu toplantı mıydı yoksa çok daha farklı bir şey miydi bilmiyordu. Kahvesini hazırlamış, yatak odasına geçmişti. Önce dolabın her iki kapağını da açarak ne giyeceğine karar verdi, ardından duş almak için banyoya yöneldi. Hızlı bir şekilde duş alıp bornozuna uzandı. Küvetten dışarı bir adım atmıştı ki telefonunun çaldığını fark etti. Bu saatte onu kim arayabilirdi ki? Vücudundan süzülen suların parmak uçlarından akmasına aldırmadan salona yöneldi, telefonu eline aldı ve arayanın office boy'u olduğunu gördü:
-Evet söyle bakalım bugünün felaket haberi ne, çocuk?
-Şey Özlem hanım, hani bugün karşı şirketle ortak iş yapacağınız büyük proje vardı ya hani?
-Ee?
-Karşı taraf başka bir şirketle anlaşmış. O yüzden toplantı feshedildi. Onu haber vermek için rahatsız ettim sizi.
"Çok güzel(!)" diye düşündü. Haftalardır karşı tarafı ikna etmek için kafa patlattığı, üzerinde günlerce çalışıp "Nasıl bir sunum hazırlarım da, cazip hale getiririm" dediği tüm hazırlıklar suya düşmüştü. Neden, niye, nasıl diye sormadı bile. Sadece "Pekala" demekle yetindi.
Madem toplantı iptal olmuştu, o zaman daha fazla özenmesine de gerek kalmamıştı. Bir eliyle saçlarını kurularken, yatak odasına doğru yürüdü. Tam kapısının yanındaki boy aynasında çıplak vücuduna baktı. Ne zamandır kendisini çıplak görmemişti. Aynanın karşısında kendisini inceledi. Hayatının artık orta yaş sınıfına girdiğini düşünürken hiç de yabana atılacak bir kadın olmadığını fark etti. Halen daha göz alıcı, seksi ve kum saatini andıran kusursuz bir vücuda sahip olduğunu gördü.
İri göğüsleri, ince bir beli ve dolgun sayılacak yuvarlak hatlı, kalkık bir poposu vardı ve tabi ki ince uzun, kusursuz bacakları. Kendini incelerken göğüs uçlarının dikleşmiş olmasına biraz şaşırsa da bunun gayet normal olduğunu, ne zamandır yalnız yaşadığını, kadın gibi kadın olmasına rağmen robot gibi işten eve, evden işe giden biri olduğunu; sadece hafta sonları bir iki duble bir şeyler içmek için gittiği bar dışında hiçbir aksiyonu olmayan bir hayat yaşadığını hatırladı. Çok fazla sade bir hayat yaşadığını ve kendisindeki o eski enerjiyi geri getirecek hiçbir çaba ve beklentisinin olmadığını düşünerek hayıflandı. Evet, güzel bir kadındı. Mizacı sert ve otoriterdi. Şirketteki konumundan dolayı sürekli dominant bir yaşam sürdüğü için hayatı iyice klasikleşmişti. En son ne zaman bluejean giydiğini bile hatırlamıyordu.
Bugün bir değişiklik yapmaya karar verdi. Gardırobunun ne zamandır açmadığı bölümüne uzandı. Bu kapak sanki yıllardır açılmamıştı. Sevgilisiyle yaptığı motor kazasından beri spor giyinmediğini düşündü ama artık hayatında küçük küçük değişiklikler yaparak yeniden o eski, çılgın günlerine dönmek istediğini fark etti.
Hafif bir makyaj yaptı. Saçlarını kuruttu ve özenli şekilde ensesinde bir topuz yaptı. Daha sonra üzerine sade ama seksi duran bir gömlek giydi. Altına tüm vücudunu saran bir jean geçirdi. Çok spor olacağını düşündüğü için altına da krem renginde stilettolarını da giyip, ayakkabılarına uygun bir çanta aldıktan sonra şirkete gitmek üzere evden çıktı.
Şirkete geldiğinde her şey tam olarak olması gerektiği gibiydi, tek fark kapıdan girdiği andan itibaren kapıdaki güvenlik görevlisi dahil tüm gözlerin şaşkınlıkla ona bakması ve kendi aralarında fısıldaşmalarıydı (Bu hoşuna gitmişti, demek ki artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı ve o da bunun eskiden olduğu gibi yaşamaya yeniden başlayacağının bir işareti, bir belirtisi olduğunun farkına varmıştı)
Odasına girerken ardından hemen bir fincan yeşil çayı da gelirdi. Yine öyle olmuştu. Office boy'u elinde cam bir fincan yeşil çayla içeri girmiş, gözlerindeki şaşkınlığı gizlemeye gerek duymadan fincanı çalışma masasının kenarına bırakmıştı. Hayran hayran -biraz da şaşkın- bir ifade ile:
-Özlem Hanım iyi misiniz?
-Gayet iyiyim çocuk, neden hastaymışım gibi telaşlı soruyorsun bunu?
-Yani bugün sizi biraz farklı gördüm hatta ilk defa böyle görüyorum. Özür dilerim, gerçekten sizi böyle bir kıyafetin içinde hayal bile etmezdim lütfen şaşkınlığımı bağışlayın.
Haklıydı aslında çünkü Özlem'in klasik bir hayatı vardı. O kazadan sonra tamamıyla kendini dış dünyaya kapatmış olduğundan dolayı fazla klasik bir yaşam tarzı içine girmesi kıyafet şekline de yansımıştı. Her gün işe kalem etek ve beyaz yakalı gömlek tarzıyla geldiği için bugünkü kıyafeti çok fazla dikkat çekmişti. Oysa bu henüz daha başlangıçtı.
-Sen toplantının iptal olduğunu söyleyince ben de şirkette fazla kalmayacağım için rahat giyindim, hepsi bu çocuk. Sen şimdi bana güzel bir tost yaptır, çayı da götür! Onun yerine tostun yanına taze sıkılmış portakal suyu getir. Sonra da bugün için yapacaklarının planını yapalım, hadi çabuk ol.
-Emredersiniz Özlem Hanım, derhal getiriyorum.
Özlem işe başladığı reklam şirketinde yükselmiş, aldığı projeler sayesinde kısa sürede şirketin ortağı pozisyonuna gelmişti. Bu ona yetiyordu ama o dönem içerisinde yaşanılan trafik kazasında kaybettiği aşkının ölümü sonrasında kendini tamamen işine adamış, hırslı ve tuttuğunu koparan biri olup çıkmıştı. İdealleri yüzünden bugüne kadar tüm zevklerini geri planda tutmayı başarmış ve zaman içinde diğer şirket ortağını saf dışı edip tam hakimiyet kurmuştu. 40’lı yaşlara yeni girmiş, 1.75 boyunda, kızıl saçlı, narin yapıya sahip görüntüsünün altında tüm şirket çalışanları üzerinde sadist denebilecek şekilde hakimiyet kurmaya başlayan bir karakterdi.
Hayatı tamamen ev, iş yeri ve sadece hafta sonu gittiği bir bar arasında sıkışmış, hiçbir aktivite olmadan, rutine bağlanmış şekilde 4 yıla yakın böyle devam ediyordu. Ama bugün ne olduysa olmuştu ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
..........
Eve geldiğinde karnının acıktığını ve tüm gün bir tost ile durduğunu fark etti. İçinde garip bir his vardı, yıllar önce gençken, bir kız çocuğuyken yaptıkları yüzünden ailesi tarafından hasta olduğuna inandırılmış ve psikolojik tedavi görmesi için ısrar edilmişti. Hatta ikna edilmişti. İçindeki dürtü de tam olarak buydu. Yine hastalığı nüksetmiş miydi yoksa hasta değildi de sadece bastırılmış duyguları mıydı? Bu içindeki hissettiği her neyse ona inanılmaz bir haz verdiği kesindi. Ve artık; bu yıllar önce yaptığı küçük kanlı oyunlarının hastalık değil tamamen ruhuyla alakalı olduğunu düşündü. Evet kesinlikle ruhuyla alakalıydı, hasta falan değildi! Ve artık bu duyguları bastırmasına da gerek yoktu. Kırmızıya olan tutkusu da kanın renginden dolayı değil miydi zaten? Siyah ve kırmızı, işte onun vazgeçemediği iki renk.
Hafta sonuna bir gün kalmıştı, şirketi arayıp gelmeyeceğini ve pazartesi gününe kadar şirket yanmadıkça asla aranmak istemediğini söyledi.
Şimdi alışveriş yapmak için bulunduğu semtin dışına gitmesi gerekiyordu. Kendisine lazım olacak ve hiçbir şekilde dikkat çekmeyecek tüm malzemeleri Ataşehir'deki Bauhaus'tan tedarik edebilirdi. İp, testere, çekiç, iğne, zincir, kanca, zımpara kağıdı, silikon tabancası; balık malzemesi bölümünden küçük olta kancaları, çivi, boru kelepçesi, avcı bıçağı... Bütün bunları alırken yardım isteğinde bulunduğu satış görevlisinin şaşkın bakışları eşliğinde kasaya geldi, buradan alacakları şimdilik bu kadardı. Sırada gizli paketle, motor kurye aracılığıyla aynı günde teslimat yapan sexshop'a sipariş vermeye gelmişti. Bunu da eve gidince halledecekti.
Eve geldiğinde çok yorgundu, tüm gün alışveriş yapmıştı. Bir yandan da her şeyi oldu bittiye getirmek istemediğini, bu duygularını yaşayacağı ve ona gerekli olan kurbanın doğrudan sadist olduğunu bilmeden kendi ayakları ile tıpış tıpış gelmesini istediğini düşündü. Bauhaus'tan aldığı tüm malzemeleri kapının kenarına koydu. Yapmış olduğu alışveriş fişini eline alarak mutfağa yöneldi. Kendine kahve suyu koydu. Üzerini değiştirip mutfağa geri dönecekken fikrini değiştirip banyoya yöneldi. Küvetin tıpasını tıkayıp suyu açtı. Su bir yandan küveti doldururken salona geçti, kendisine bir kadeh kırmızı şarap koydu ve yavaş yavaş soyunmaya başladı. Aynanın önünde önce naylon çoraplarını özenle tek tek çıkardı, sonra eteğinin kopçasını açarak fermuarını yavaş yavaş açtı. Eteği belinden aşağı düşerken sadece bir külot ve üzerinde gömleği ile kalmıştı. Gömleğinin de düğmelerini teker teker açarken şarabından bir yudum aldı, gömleğine damlayan şarabın lekesi bir anda yavaş yavaş dağılmaya başlarken "Tıpkı kan lekesi gibi" diye içinden geçirdi. Ve işte yine başlıyordu. Sutyeninden de kurtulduktan sonra ayağında sadece külotu ile banyoya doğru ilerledi. Küvet bu arada suyu istediği yükseklikte doldurmuştu. En sevdiği banyo köpüğünü özenle küvete boşalttı. Bir elinde şarap varken diğer eliyle suyu köpürttü. Eksik bir şey vardı: Müzik! Ruhuna iyi gelecek, dinlendirici bir müzik açmak için salona yöneldi. Niyetinde klasik bir müzik açıp küvetin içinde öylece yatarak şarabını yudumlamak vardı ama bir an gözü şarap lekesi olan gömleğine takıldı. Elindeki yarım kadeh kadar kalan şarabı gömleğin üstüne boşalttı. Şimdiki görüntü; tamamen kan içinde kalmış bir bez parçasıydı. Eline aldı ve kokladı. Tabiki kan kokusu yoktu. Keskin bir şarap kokusu olduğunu bile bile onun şarap değil de kan olduğunu hayal etmeye başladı.
Uzun zamandır dinlemediği sadist grubunun aynı adı taşıyan plağını eline aldı, pikaba yerleştirdi ve...
Şimdi her şey tamamdı. Müziği son ses açarak banyoya gitti. Üzerinde kalan son parçayı da sıyırıp küvetin içine bıraktı kendisini. Müziğin ona verdiği heyecanla kendisine dokunmaya başladı. Tıpkı vücudunu yeni yeni keşfetmeye başlamış ergen kızlar gibi... İlk anda göğüs uçlarına dokundu. Göğüsleri en hassas yeriydi. Dokunmasıyla birlikte hemen uçları sertleşmiş ve dikleşmeye başlamıştı. Sonra bir elini uzun zamandır hiç dokunmak aklına gelmeyen klitorisinin üzerine koydu. Yavaş yavaş kendisini okşarken gitgide müziğin verdiği ritim ile kendisinden geçercesine hızlandı. Bu iyi gelmişti, iliklerine kadar boşaldığını hissetti. Bir süre daha küvetin içinde vücudunu rahatlattıktan sonra küvetin tıpasını çekti. Su olağan hızıyla boşalırken, ara ara üzerinde kalan köpükleri temizlemek için ayağa kalktı. Su ayak bileklerine kadar gelmişti ve deliğin üzerinde küçük bir girdap oluşturmuş, tek bir yöne doğru döne döne delikten aşağı gidiyordu.
Duşunu tamamlayıp küçük bir banyo havlusuna sarınarak küvetten dışarı çıktı. Ayaklarını kurulayıp yatak odasına, oradan da salona geçti. Gündüzden portakal suyunu sertçe masaya koyduğu için office boy'una tüm gece çalışma ve bütün dosyaların sabaha hazır olması cezası vermişti. Şirkette olan biteni hiç yerinden kalkmadan evindeki kamera sisteminden izlenebiliyor ve bundan da garip bir şekilde keyif alıyordu.
......
Sabah uyandığında her yeri tutulmuştu çünkü geceden kanepenin üzerinde uyuyakalmıştı. Önce bir gerindi sonra yerdeki havluya takıldı gözü. O zaman anladı ki geceden çırılçıplak salonda uyuyup kalmıştı. Yavaşça yerinden doğrularak önce mutfağa (Her zamanki gibi kahve suyunu hazırlamak için) sonra da üzerine bir şeyler giymek için yatak odasına yöneldi. Havanın sıcaklığından ve tüm gün evde olacağından dolayı sutyen takmadan, ince askılı bir tişört ile mini denebilecek kadar kısa bir şort giyip mutfağa geri döndü.
Hafta sonu gelmişti. Kahvesini içerken kapının çaldığını fark etti. Gelen kuryeydi, dünden sipariş ettiği malzemeler gelmiş olmalıydı. Ödemeyi yapıp imza attıktan sonra elinde paketle salona geçti. Paketi getiren kuryenin, onun bu yarı çıplak sayılacak halde kapıyı açtığında gözlerinin yerinden
fırladığını bile fark edemeyecek kadar boş bakışlarla nazik bir şekilde teşekkür edip kapıyı kapatırken, kuryenin ona hâlâ hayran hayran baktığını bir anda hatırlayıp gülümsedi.
Paketi açtıktan sonra içinden çıkan kelepçe, strapon ve ağız topuna şöyle bir baktı. Evet her şey yavaş yavaş tamamlanıyordu. Geriye kalan tek şey tüm bu malzemeleri üzerinde deneyimleyecek bir kurbandı.
Kimdi bu şanslı? Kim olmalıydı? Ona bu gece gideceği barda mı karar verecekti yoksa uzun zamandan beri saf dışı bıraktığı eski ortağını mı bara davet edecekti? (Çünkü yıllardır kendisine ukalalık yapmış, yer yer küçük düşürmüş fakat bunun yanı sıra da kendisine olan hayranlığını gizleyemeyip ara ara ilgisini belli etmekten çekinmeyen birinden geç kalınmış bir intikam almak için güzel bir fırsat olacaktı bu) İşte bunun için pek aceleye getirmek istemiyordu. Çünkü yıllardır hakimiyet kurduğu tek şey şirketteki çalışanlarıydı ve bunu asla cinsel bir zevke dönüştürmeden yapıyordu.
Kesinlikle yavaş ve temkinli olmak zorundaydı.
Devam edecek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder