16 Mart 2019 Cumartesi

Kanın Kokusu 5.Bölüm

 Yaklaşık 20- 25 dakika sonra bilinmeyen bir numara ile Can, iskeleye geldiğini haber vermek için Özlem'i arayarak evin adresini istedi. Özlem bu kimin numarası diye sorduğunda, gelince anlatırım cevabını aldı. Sonrasında Özlem de 5-10 dakika içinde kendisini almaya geleceğini, iskelenin yakınındaki çay bahçesine gidip beklemesini söyleyerek evden çıktı. Evden çıkmadan önce çantasına elektro şok aletini koymayı ihmal etmemişti. Sokak ortasında öpüşmeyecekleri için, Can haliyle iştahını eve girdikten sonraya saklayacaktı.



   Çay bahçesinde iki arkadaş gibi görüşüp, Can için de bir motor kiralayarak eve doğru yola çıktılar. Evin önüne vardıklarında çantasından evin anahtarını çıkartıyormuş gibi yaparak şok aletiyle, kapının girişinde Can'ı bayılttı. Ayaklarının önüne boş bir çuval gibi yığılıp kalan Can'ı koltuk altlarından kuvvet alarak içeriye, bodrum katına kadar sürükledi. Bu esnada otuz dakika kadar bir zamanı vardı. Elektro şok cihazı geçici olarak baygınlık ve kas kitlenmesi yapacağı için elini çabuk tutmalıydı. Can'ı yerden kaldırıp sandalyeye bir elini arkaya gelecek, diğer eli serbest kalacak şekilde kelepçeledi. Ayaklarını da bağladıktan sonra dudaklarını tel zımbayla mühürledi. Bu dudakları öpme fikri bile midesini bulandırmaya yetiyordu, o sebeple Can'ın uyanırken ilk acıyı dudaklarında hissetmesini izleyecekti.



   Yaklaşık 20- 25 dakika sonra Can yavaş yavaş kendine gelmeye başlamış, genizindeki kan tadı ve dudaklarındaki acıyla, gözlerini sorarcasına Özlem'in yavaş yavaş netleşen silüetine çevirmişti. Özlem de karşısına bir sandalye çekmiş, hiç uzatmadan konuya girmişti:



-Bu ev kimin evi biliyor musun?



-Mmm mmmhh



-Peki benim kim oldugumu biliyor musun?



-Mmmhh hhh mm



-Çok mu canın yanıyor Can? Konuşamıyor musun!Merak etme birazdan o tel zımbaları tek tek sökeceğim ama bağırmak yok anlaşıldı mı? Hoş bağırsan da seni, sesini duyacak yok. Sadece ben rahatsız olurum ve sen beni varlığınla yeteri kadar rahatsız ediyorsun Can! Şimdi...Dudaklarındaki tel zımbaları tek tek çıkartacağım ve konuşacağız anlaşıldı mı!



   Can ağzını oynattığı anda teller açılma yaptığı için canı çok yanmaktaydı. Konuşmayacağı için sadece kafasını tamam manasında aşağı yukarı salladı. Özlem elindeki minik penseyle asılarak bir zımbayı çıkarttı. Can, Özlem'in bu hareketiyle içeri doğru  inlemeyle birlikte, duyduğu acıyı ve haykırışı Özlem'e belli etti. İkinci teli de çekerek çıkarırken dudaklarından aşağı akan kanı gördükçe daha da keyfe gelmişti. Son iki tanesini de çekip çıkarttıktan sonra Can:



-MANYAK! RUH HASTASI! Ne istiyorsun benden!Kimsin, kimin evi burası? Bırak beni! Bunu yaptığına seni pişman edeceğim! diye nefesinin yettiği kadar haykırmaya başladı.



-Şişşt...Nefesini hemen tüketme, merak etme sana kendimi de tanıtacağım, kimin evinde olduğunu da söyleyeceğim. Sen kendini ne sanıyordun? İki güzel lafınla sana tav olacağımı mı sandın yoksa? Seni yavaş yavaş öldüreceğim ve inan bana seni öldürmem için yalvaracaksın. O yüzden nefesini fazla harcama!



-KİMSİN! NE İSTİYORSUN BENDEN!



 -Canını! Şimdi sesini kes ve dinle! Benim adım bildiğin üzere Özlem, bu ev Yağız ile yaşlanacağımız ev.(di)



-YAĞIZ KİM! AHH! BEN ÖYLE BİRİNİ TANIMIYORUM!



-KES SESİNİ! Yağız benim her şeyimdi. 6 yıl önce sen onun ölümüne sebep olmasaydın şuan burada olmayacaktın!



-Ne ölmesi, ne sebebi? Anlamıyorum bir şey. Ben kimseyi öldürmedim. BIRAK BENİ!



-Öldürdün! Hem de hiç acımadan, durup yardım etmeden... Öylece ölüme terk ettin! Şimdi de sen öleceksin! Ama yavaş yavaş.





-Ben kimseyi öldürmedim neden anlamıyorsun!



   Can bir anda Şile yolunda çarptığı motorlu adamı hatırlamıştı. Alkollü ve hız sınırını hayli geçmiş olduğu için durmuştu fakat yardım etmek yerine basıp gitmişti ama bu nasıl olurdu? Etrafta ne bir mobese kamerası vardı, ne de bir şahit. Tek bir kişi dışında... O kişinin de söylemesi mümkün değildi çünkü aynı arabanın içindeydiler.



-Ben kimseyi öldürmedim, yalvarırım buna bir son ver! Bırak çekip gideyim. Sana söz veriyorum hatta yemin ediyorum ki bundan kimseye bahsetmeyeceğim! Bırak beni, çöz şu elimi.
- Böyle bir durumda bile yalan söylüyorsun! Öleceksin ulan ölecek! Bari itiraf et de ölürken yalanlarınla birlikte geberip gitme! diyerek dudaklarının ortasına elindeki penseyle vurdu.



-Ahhhh! Tamam Allah'ın cezası tamam! Ama o bir kazaydı, öldüğünden haberim yoktu!



-HALA YALAN SÖYLÜYORSUN ALÇAK! Dilini kesmeden önce bana doğruyu söylemen için sana  son bir şans daha veriyorum ve sen hâlâ yalan söylüyorsun!



-Hayır o bir kazaydı, yemin ederim kazaydı! Hatta yardım edelim demiştim. Yemin ederim kazaydi. Ama sen bunu nerden biliyorsun? Hiçbir delil yoktu!



   Can'ın yaşanılanlara bir türlü anlam veremeyişinin nedeni buydu ama bilmediği bir şey vardı. Özlem bu kazaya sebep olanın kendisi oldugunu nereden biliyordu?



   Motorcu montlarının bir yığın cebi olurdu ve genelde Yağız kaskını giymeden mikrofonlu kulaklığını takar, kaskını öyle giyerdi. Elleri motorun gidonunda olacağı için onu Özlem'in aramasını isterdi ve hem motor kullanıp hem de konuşa konuşa yolculuğunu tamamlardı. Yine böyle bir günde konuşurlarken Özlem kazayı canlı olarak işitti. Can ve yanındaki adam arabadan Yağız'ın durumuna bakmaya indiklerinde kendi aralarindaki konuşmaları duydu. Can'ın yanındaki adam "Oğlum herif ölü gibi yatıyor! Başımız belaya girecek, siktirip gidelim buradan!" diyordu. Can belki de "Yardım edelim" diyecekken "Can gerizekalı mısın! Kaçalım diyorum sana!" diye bağırıyordu. Özlem böylece sevgilisine çarpanın Can olduğunu ve onun yalnız olmadığını biliyordu. Tüm bunları polise ifade olarak verse de bu bilgi polis raporlarına kaydedilmemişti. Yağız hastanede iki gün komada yatmış, Özlem de başında beklemişti. O bekleme sırasında kattaki hemşire masasına gelen bir adam Yağız'ın durumunu sormuş ve hemşireden hala komada olduğunu öğrenmişti. Ve bir daha uğramamıştı. Özlem onu Yağız'ın durumunu öğrenmeye gelen onlarca arkadaşından biri olarak görmüştü o acılı anında. Oysa gelen Can'dan başkası değildi!

Özlem hayal meyal 10-15 saniye gördüğü bir silüeti çok daha sonraki zamanlarda sosyete sayfalarında sevgilileriyle görünce ve adının Can olduğunu okuyunca kafasında taşlar bir bir yerine oturmaya başlamıştı. Ama ne yapabilirdi ki o zamanlarda? Yağız'ı kaybettiğinde kendisini de kaybetmişti. Aradan geçen yıllarda elinden bir şey gelmeyeceği için hiçbir şey yapamamıştı. Ta ki bu bastırılmış duygularını tetikleyen; Can'ın o gece gönderdiği takip isteğini görene kadar.



   Ve şimdi Can'a işkence ederek öldürmeden önce; bunları kendi ağzıyla itiraf ettirip, yanındaki -kendisi gibi züppe olan- şerefsizin de ismini, kim olduğunu öğrenmesini sağlayana kadar sabırla bekleyecekti.



-Sana doğruyu söylemeni sağlayacak küçük bir uyarı...



   Eline almış olduğu penseyle sandalyenin arkasına geçip, kelepçeli olan elinin önce serçe parmağını kıstırıp, olanca gücüyle sıkmaya başladı. Bir süre sonra kemik çıtırtısı ve haykırış eşliğinde diğer parmaklarına da aynı şeyi yaptı.



-AHH TAMAM ! TAMAM! DUR ALLAH'IN CEZASI

TAMAM! NE ÖĞRENMEK İSTİYORSUN AHH! HEPSİNİ SOR SÖYLEYECEĞİM! YETER KES ŞUNU!



- Önce yanındaki o orospu çocuğunun kim olduğunu söylemekle başlayabilirsin! Adını, soyadını, kim olduğunu, nerede yaşadığını... Sonra neden çarptın! Hadi çarptın, neden durup yardım etmedin de o şerefsizin sözünü dinledin? Anlat!



-Yemin ederim tam hatırlamıyorum, yanımda oturan çocukluk arkadaşım Mert. Adı Mert Serez. Serez İnşaat ve Ticaret Şirketi, bilmiyorum belki duymuşsundur. Uluslararası genel müteahhitlik  firmasının sahibi. O vardı yanımda, alkollüydük. Tamam biraz da hızlıydıydık ama onun bizi sollayarak geçmesi sanırım Mert'i sinir etmişti. Normalde hiç gaza gelmem ama o esnada "Ulan piçe bak! Amına koduğumun arabasından daha mı hızlı lan senin motorun? Şunu biraz sıkıştırsana lan, görsün dünyanın kaç bucak olduğunu" dediğini hatırlıyorum. Bu sözler beni tahrik etmişti. Ben de biraz eğlence olsun ve biraz da korksun diye bir kaç kez solladım. Sonra öne geçtikçe yavaşladım, onun beni sollamasına müsade ettim derken nasıl olduğunu anlamadım, birden çarptım. Durup yardım edecektim ama alkollüydüm. Mert de hemen kaçmamız gerek diyince panikledim ve hemen arabaya binip uzaklaştık oradan. Yemin ederim bütün gerçek bu. Özür dilerim, böyle olsun istemezdim. Şimdi yalvarırım beni bırak. Bırak da gideyim.



-Demek gaza geldin ve bir insanın hayatını hiçe saydın? Üstelik sana bir zararı olmayan, iki tekerlek üstünde, kendi yolunda giden bir adamı çiğneyip geçtin öyle mi? Seni öldüreceğim. Ama acı çektire çektire. Hatta daha iyi fikrim var, arkadaşını da  çağıracaksın ama ona en ufak bir şey belli edersen  seni diri diri yakarım! Şimdi numarasını söyle, ben çevireceğim. Sonra sen ona ne söyleyeceksin, nasıl söyleyeceksin bilmiyorum ama onu bir şekilde buraya çağıracaksın dedi.



-Ama şuan yurt dışında bildiğim kadarıyla, önümüzdeki ay ancak Türkiye'ye dönecek. 



-O zaman onu bulmam için bana resmini göstereceksin, hatta onun hakkında ne biliyorsan tek tek anlatacaksın bana! diyerek dişlerinin arasından bağırdı.

-Şimdi gelelim sana. Aylarca kendime gelemedim, senin gazetelerde boy boy kadınlarla çektirdiğin fotoğraflara bakıp sana sadece bela okumaktan başka bir şey yapmadığım yılların acısını da çıkartacağım senden. Benim canımı, sevdiğimi elimden alarak yaktın ama kim bilir kaç kadının canını farkli şekillerde yaktın. Onların da intikamını alacağım senden. En büyük hayalin beni sikmekti değil mi? Bakalım elinden erkekliğini alınca geriye ne kalacak senden? diyerek yeniden bayılttı çünkü Can hayli uzun ve güçlü, kasları olan bir adamdı. Onu farklı bir pozisyona almak için ikinci kez bayıltma sebebi buydu.

   Can'ı bayılttıktan sonra onu tamamen soyup  önceden tavana monte ettiği kancalara zincirleyerek aşmıştı. Ayaklarını da açık bırakacak şekilde almış olduğu demir boruya kelepçeledi. Şimdi karşısında bekleyen bir et parçası vardı. Can yavaş yavaş kendine gelmiş, almış olduğu pozisyondan hayli korkmuş, bir o kadar da öfkelenerek bağırmaya başlamıştı. Saçlarından çekerek arkasına geçip ağız topunu zorla ağzına geçirmiş "Şimdi bağır bakalım bağırabildiğin kadar" diyerek eline almış olduğu straponu önce Antep biberine bulamış, sonra da olanca hızıyla götüne sokmuştu. Seni sikmek için efor sarfetmeyeceğim, sadece bu başlangıç için minik bir eğlence. Henüz başlamadık bile diyerek kahkaha attı.



   Bu Can için utanç verici bir şeydi, şimdiye kadar hiç sikilen biri olmadığı için aklından türlü türlü şeyler geçmekteydi. Götüne giren alet ile hafif bir inilti eşliğinde kendini öne doğru ittirmişti. Daha sonra ocakta bir yandan ısınmakta olan demir şişi alıp penisinden içeri sokup mil çekti. Can'ın çığlıkları odanın dört bir yanında yankılanıyordu. O acıyla bağırıp inledikçe, Özlem inanilmaz keyfe geliyor ve daha da canını yakıyordu.

   Bir süre daha acı çektikten sonra bayılmıştı. Can'ı  öylece asılı bırakıp yukarıya çıktı, almış olduğu küçük balıkçı olta kancalarını hazırlamaya vakti yetmediğinden ancak vakit bulabilmişti. Hazır Can da acıdan tekrar bayılmışken küçük kancalarla deri bir kırbaç yapmak için dolaptan çıkarttığı deri yeleğini küçük şeritler halinde kesip, her bir şeridi parmak kalınlığında iplere çevirmiş, ucuna, ortasına ve rastgele her bir şeride düzensiz ama bir araya toplandığında belli hizaya denk gelecek şekilde kancaları dikmeye başladı. El yapımı, uyduruk bir kırbacı olmuştu. Görüntü bakımından şahane olmasa da işlevi onun için yeterliydi. Küçük şeritler halinde kesip, oltaları diktiği deri ipleri bir araya getirdi ve elinde sağlam tutabilmek için uçlarını birleştirip yuvarlak bir sopaya zımbaladı. Birleştirdiği yeri sağlamlaştırmak üzere üzerini silikon tabancasıyla sabitledi. Uyduruk kırbacını hazırlamış, Can'ın yanına gelmişti. Can ise iniltiyle karışık "Yardım edin, kurtarın. Yardım edin" diye sayılıyordu.



   Hazırlamış olduğu kırbacı göğsüne doğru salladı. "Seni elimden kimse alamayacak!" diyerek her vurduğu darbeyle, kancaların ucuna minik minik et parçaları bedeninden kopup, oltanın ucuna yapışıyordu. Büyük bir acıyla kendine gelen Can artık yalvarmayı kesmişti. Artık ne söylese fayda etmeyecekti, bağırmak için gücü de tükenmişti zaten. Sadece bu işkencenin bir an önce bitmesi için içinden dua etmekten başka elinden gelen hiçbir şey yoktu.



   Göğsünden aşağı doğru akan kanlar öyle güzel görünüyordu ki Özlem'in gözüne, canı birden bire şarap çekmişti. Kendi kendine gülümsedi, hayret dedi; "Şarap içerken kan aklıma geliyor, kanı görünce de şarap."



-Bir yere kımıldama sakın, ben şarabımı alıp geliyorum, sana da getireyim mi? Ahh sahi şarap sana dokunuyordu değil mi? Başka bir şeyler getireyim mesela viski? Hı? Ne dersin viskici? Karşılıklı bir şeyler içelim mi? diye şuh bir kahkaha attı. Ardından yıllanmış şaraplarla dolu vitrinden eline geçirdiği ilk kırmızı şarabı aldı. Bu %70 cabernet sauvignon, % 20 merlot ve % 10 cabernet franc üzümlerinden yapılmış Château Lafite Rothschild'di. Büyükçe bir kadehin içine özenle boşaltıp, bir yudum aldı. Ardından diğer içkilerin olduğu dolabı açıp eline geçirdiği herhangi bir viski şişesi ile birlikte aşağı kata indi.

   Can'ın açılan yaralarına yavaş yavaş açmış olduğu viski şişesini boşaltmaya başladı. "Ahh kusura bakma saf alkol almayı unutmuşum, bununla idare edeceksin artık." diye alaycı bir şekilde konuştu.  "Üflememi ister misin?"  diyerek Can'ın göğsüne doğru yaklaştı. Burnuna gelen kanın kokusu onu iyice tahrik etmiş, parmağının ucuyla yaralarının üzerine dokunup, yavaş yavaş parmaklarını dolaştırmaya başlamıştı. Ellerine bulaşan kanı burnuna doğru yaklaştırıp bir kere daha kokladı. Artık içinden çıkan canavara dur diyemezdi. Daha da canını yakma dürtüsüyle şarabından bir yudum daha alarak odanın içine şöyle bir bakınırken, gözüne aşırı ısınıp kıyafetleri yaktığı için artık kullanamadığı ütü ilişti. Hemen ütüyü eline alarak fişe takıp ısınmasını bekledi. Can'ın gözleri yerinden fırlayacakmış gibi açılmıştı:



-Hayır! Hayır, lütfen düşündüğüm şeyi yapma! diye yalvarmaya başlamıştı.



   Özlem artık transa geçmiş, Can'ı duymuyordu bile. Isınan ütüyü fişten çıkartıp Can'ın önce karnına, sonra kasıklarına ütüyü bastırmaya başladı. Etrafı yanık et kokusu kaplanmış, Can'ın feryatları iyice kulağını tırmalarcasına odanın içinde yankılanmaya başlamıştı. Daha fazla dayanamayıp yine bayıldı.



   Özlem ellerine bulaşan kana tekrar baktı, daha fazla kan istiyordu. Yanan etleri kanayan yaralarını dağlamış, kanı durdurmuştu. O yüzden yeniden kanatması gerekiyordu. Almış olduğu malzemelere şöyle bir göz attı. Eline geçen avcı bıçağı ile hiç düşünmeden göğsünün tam ortasina kocaman bir Y harfi çizerek yeni bir yara açmıştı. Önce öylece durup ılık ılık akan kanın, Can'ın bacaklarına doğru inmesini izledi. Bir süre sonra Can'ın takâti artık tükenmiş, dizleri bedenini taşıyamaz olmuştu. Şimdi yeniden kan kokusu, yanık et kokusuyla birbirine karışmıştı.  Parmaklarını çizmiş olduğu Y harfinin üzerinde gezdirdi. Sonra o kanlı parmaklarını kendi boynundan aşağı doğru göğüslerinin arasına kadar indirmişti. Bu çok tahrik ediciydi! Can yarı açık gözleriyle Özlem'i izliyor, bir yandan bitir artık diye geveliyordu.



   Özlem gömleğinin düğmelerini yavaş yavaş çözmeye başladı. Bir eliyle sol göğsünü avuçlamış, diğer elini ise belinden pantolonunun içine sokup  kilodunun üzerinden kendisine dokunuyordu.



-Manyaksın sen, nasıl bir ruh hastasısın! Tanrım nasıl bir kadınsın sen! Böyle bir durumda geçmiş karşıma mastürbasyon yapıyorsun. Yalvarırım ya öldür ya son ver bu oyuna, çok canım yanıyor. Yetmedi mi daha? Daha ne kadar tutacaksın beni böyle? Hadi çöz beni.



   Özlem bu sözleri hiç duymuyordu bile, kanın kokusuyla kendinden geçmiş, Can'ın gözleri önünde kendi içine parmaklarıyla girip çıkıyordu. Bir süre sonra deli gibi inleyerek orgazm olmuştu, nefesini kontrol altina alarak:



-Yalvar! Daha yalvar ki o zaman acırım belki sana.





Devam edecek.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder