16 Mart 2019 Cumartesi

Kanın Kokusu 4.Bölüm

-Sonra normal bir cinsellikten haz etmediğini, seninle birlikte olan kadının vahşi ve doyumsuz olmasından hoşlandığını hatta çok daha hardcore bir birleşme sevdiğini... Hmm ne bileyim işte canının yanmasından büyük bir haz aldığını, özellikle ayaklara olan tutkunu; hatta sadece ayak baş parmağımı yalarken bile bir volkan gibi patlayabileceğini, özellikle de belli bir safhadan sonra ellerinin hatta gözlerinin bağlanarak sana zorla kendini siktiren bir kadından inanılmaz zevk aldığını söyledin. Ne yani şimdi tüm bu söylediklerinin hiçbirini hatırlamıyor musun?!



-Ben mi söyledim tüm bunları! (Ne içtik biz dün gece ya?!)



.........



Can, Özlem'in tüm bu saydıklarından bahsederken aldığı keyife, şaşkınlıkla ve istem dışı Özlem anlattıkça sertleşmesine ve yeniden ereksiyon haline gelmesine kendisi bile inanamıyordu. Evet hardcore bir seks severdi ama bunun için kurbanın kendi değil kadınlar olması gerekiyordu, hep böyle olmuştu. Bu işte bir yanlışlık vardı ama "Hiçbir şey hatırlamıyorum" demekte fazla ısrarcı olup Özlem'in büyük bir mutluluk duyarak ballandıra ballandıra anlatmasını tamamen bir fiyaskoymuş gibi bozmak istemedi. (Yani kısaca yiğitliğe bok sürmedi de denebilirdi)



   Can'ın bir tek Yeşilçam'daki ünlü Şaban tiplemesi gibi havaya girerek "Öyleydim di mi?" demediği kalmıştı. Yani tüm bu anlatılanların yaşanmış olduğuna inanmaya çalışmış fakat bir türlü kafasında oturtup hatırlayamamıştı. "Madem böyle bir ilişki seviyor olsun, benim hevesim geçene ve yeni bir kadın avlayana kadar böyle devam ederiz. Sonuçta sikiyorum ya" diye geçirdi içinden.



.......



-Ya tabi aslında herkese itiraf etmem bunları, demek ki sana nasıl tutulduysam artık, senin yanında ben olmak istedim ama keşke biraz hatırlasaydım. Her şey kopuk kopuk, bir daha şarap falan içmeyeceğim.  İstersen yeniden yapalım bir de ayık kafayla, hmm ne dersin?



- Ahh ben de isterdim ama öyle çok yordun ki beni, mutfağa su almaya bile tutuna tutuna indim ve sanırım ben de fazla kaçırdım dün gece. O yüzden bozulmazsan şayet duş alıp kahvaltını ettikten sonra gidebilir misin? Çünkü kolumu bile kıpırdatacak halim yok.



-Tabi tabi sen nasıl istersen. Hatta ben giyinip hiç kahvaltı faslına girmeden de gidebilirim. Hiç sorun değil, nasılsa bundan sonra günler ve geceler bizim.



-Tamam vallahi kusura bakma öyle başım ağrıyor ki anlatamam. İnan ben de bugün hiçbir şey yapmadan seninle yatağın içinde kalmak isterdim ama senin yanında uslu kız olmak zor.  Dinlenmek için sadece  bugünüm var, yarın şirkette bir sürü işlerim var, muhtemelen tüm hafta boyunca da oradan oraya koşturacağım. O yüzden enerji toplamam lazım, harcamam değil diyerek bir an evvel Can'in evden gitmesini sağladı.



   Can'ın kapıdan çıkmasının ardından, hemen yatak odasına çıktı. Pencereleri açtı, yatağın çarşafını, yastığın kılıfını yırtarcasına çıkartıp battal boy çöp poşetinin içine tıkıştırdı. Doğruca lavaboya koştu, ellerini kaç defa yıkadığını fark etmedi bile. Değil o adamın koynuna girmek, teninin değdiği çarşafa bile dokunmak istemiyordu.



.......



    Öğle olmak üzereydi ve henüz kahvalti bile yapmadığını fark ederek mutfağa indi. İki dilim ekmeğin içine biraz peynir koydu, yanında da bir bardak taze sıkılmış portakal suyu ile kahvaltısını yapmaya başladı. Küçük Bey de baya baya canlanmıştı. Geldiği günden beri sokak yüzü görmemişti, o yüzden sürekli havlayıp "Beni sev artık" dercesine patilerini masanın üzerine koyarak dikkatini çekmek için yapılmadık şaklabanlık bırakmıyordu.



   Özlem kahvaltısını bitirdikten sonra Küçük Bey'i de alarak gezintiye çıktı. Sahil kenarında yürümek iyi gelmişti, dün gece sıkıcı ve gereksiz sevgili rolünü oynamanın, bütün vücudunu yay gibi gerdiğini bu temiz havanın verdiği huzur ve rahatlama sonunda farketmişti. Bir süre daha dışarıda kalıp, güneşin batmasına yakın eve geldi. Küçük Bey doğru su kabına, Özlemse doğru salona atmıştı kendini.



.......



   Günler su gibi akıyordu, sipariş ettiği kemik ve et kıyma değirmeni de gelmişti. Artık sona yaklaşıyordu. Can için bir son, Özlem içinse sonun başlangıcıydı. Can ile arasındakileri asla köle-efendi ilişkisi olarak değerlendirmiyordu. Ona karşı tamamen barbarca hisler besliyordu. Sadizmin doruklarında yaşamasından dolayı eline geçen bu fırsatla intikam almayı düşünüyordu, Can'a ise ruhunu huzura erdirmek için kullanacagi bir et parçası olarak bakıyordu. Şayet canı bir köle almak isteseydi office boy'u bunun için biçilmiş kaftandı. Üzerinde biraz oynayarak office boy'unu istediği kıvama getirip, seneler boyunca dilediği gibi kullanabilirdi. Zaten office boy'u da bunun için hayli meyilliydi. Çünkü "Peki Özlem hanım" demek yerine çoğunlukla "Emredersiniz efendim" diye hitap etmesi dikkatinden kaçmamıştı.



........



   Hafta içi yoğunluktan dolayı Can'la sadece telefonda -kah sesli kah mesajlaşarak- iletişimde kaldı. Can sürekli buluşmak istese de işlerini bahane ederek ama arayı da sıcak tutmak için, çok sık olmasa da uzun uzun telefonda konuşarak hafta ortasına kadar gelmişlerdi.



-Önümüzdeki Cuma gününden sonra 1 hafta kendime kafa tatili vereceğim, işlerden çok bunaldım. Senin de işin yoksa ve eğer canın istiyorsa bir haftalığına adaya kaçalım mı? Hem orada bol bol istediklerimizi yaparız diye imali bir mesaj yazdı.



-Vuhuu! Tamam ben hemen yer bakayım.



-Hayır gerek yok, çok sevdiğim birinin yazlığı var orada, kendisi yıllardır oturmuyor. Yedek anahtarı bende mevcut, gözlerden uzak bir hafta çılgınlar gibi yaşarız ne dersin? Ben cumadan gideceğim, evi biraz havalandırırım falan. Sen de cumartesi günü gelirsin.



-Anlaştık, nasıl istersen Kızıl Kontes. Cuma cumartesi, pazar...Sen hangi gün dersen gelirim.



   Adaya bir gün önceden gitmesinin asıl sebebi  almış olduğu tüm malzemeleri taşımaktan ve ortamı hazırlamaktan başka bir şey değildi. Üstelik 6 senedir hiç gidilmemiş, içine hiç girilmemişti. Anılarla dolu kocaman bir ev, muhtemelen örümcek ağları ve toza bulanmıştı ve tamamen yalnızlığına terk edilmişti. Orayı özellikle seçmesinin asıl/tek sebebi; ölen sevgilisi ile yazları hep birlikte yaşadığı yer olması ve ölene kadar bu evde yaşlanacaklarina dair birbirlerine söz vermeleriydi. Hem böyle manidar bir anlam yüklemesi, biraz olsun içindeki acının küllenmesine vesile olabilirdi. Can'a yapacaklarından sonra, bu güne kadar çekmiş olduğu tüm mental acıları son bulacak, belki bundan sonraki hayatını artık anılarda yaşamayacaktı, normal fakat daima siyah zevkleri olan zihninin, karanlık koridorlarında bir ışık hüzmesi gibi parlayan geleceğe doğru yelken açabilecekti. Kendini buna inandırarak tüm planını kusursuz yapmak istemesi, sırf bu yüzdendi.



....



Her şeyi ayarlamak için 24 saaten fazla zamanı vardı. Cuma sabahı daha önceden aldığı tüm malzemeleri kontrol ederek tek tek bir valizin içine yerleştirdi. İp, testere, çekiç, iğne, zincir, kanca, zımpara kağıdı, silikon tabancası, küçük olta kancaları, çivi, boru kelepçesi, avcı bıçağı, kelepçe, strapon, ağız topu... Herşey tamamdı. Tek eksik tel zımba ve kırbaçtı ama kırbaç satın almaya vakti yoktu. Üstelik böyle bir şeyi almak için sex shop'a girmek çok gereksizdi. O yüzden pantolon kemeri gayet de iş görürdü.



   Ekstradan bir kaç paket jumbo boy siyah çöp torbası ve bağ makasını da koymayı ihmal etmedi. Hepsini yavaş yavaş arabaya taşıdıktan sonra, son olarak sipariş ettiği otomatik kemik ve et değirmenini arabanın bagajına koymak kalmıştı. Onu da güzelce hediye paketi yaparak arabasına taşıdı. Tüm kontrolleri yaptığına emin olduktan sonra  alarmı kurup Küçük Bey'i de yanına alarak doğruca limana gitti. Küçük bir surat teknesi kiralayip adaya doğru yola çıktı. Ada'ya geldiğinde iskeleden hemen yolcu taşıma hizmetleri ile ilgilenen birini buldu. Fiyatta anlaştıktan sonra evin adresini verdi. Sonrasında kendisi de bir motor kiralayıp kilisenin oraya doğru yola çıktı.

   Ev adanın en yüksek tepesinde, tüm manzaraya hakim, etrafı ormanla kaplı, yakınlarda başka bir ev bulunmayan, koskocaman dubleks bir binaydı. Eve geldiğinde tüm anıları canlanmış, sevgilisi ile yaşadığı tüm hatıralar bir film şeridi gibi gözünün önünden geçmişti. Gözleri dolmuştu, ağlamamak için kendisini zor tutuyordu. "Şimdi bu eve sensiz nasıl gireceğim" diye kalbinden geçirdi. Ama buna mecburdu çünkü yılın bu ayı çoğu yazlıkçılar, özellikle okula giden çocuğu olanlar evlerine dönmüş, ortam bir nebze de olsa -özellikle geceleri- sessizleşmiş ve sakinleşmişti. Üstelik etrafta fazla yakın ev ve işletme olmadığı için de zemin Can'ın canını almak için gayet uygundu.



   İçeri girdiğinde önce tüm eşyaların üzerine örtülmüş olan çarşafların tamamını özenle topladı. Her üstünü açtığı eşyanın üzerinde parmaklarını gezdirdi, ne çok anısı vardı.



   Gözlerinden akan yaşlara aldırmayıp, güçlü durmaya zorladı kendisini. Evin her köşesi ayrı bir hatıra doluydu, bir tek bodrum katındaki çok da küçük sayılmayan ardiye gibi kullandıkları, daha doğrusu kullanmadıkları eşyaları koydukları oda dışında, evin her santiminden bir hayat hikayesi çıkacak öyküsü vardı.



   "Evet burası uygun" diye geçirdi içinden ve hemen odayı düzenlemeye başladı. Sonra tüm malzemeleri bodrum katına taşıyıp her şeyi kusursuzca ayarladığına emin olduktan sonra buzdolabının fişini taktı. Sonrasında kiraladığı motora küçük beyi de alıp sahildeki marketten yiyecek bir şeyler almak üzere evden çıktı.



   Gerekli tüm malzemeleri aldı ve hepsini tek seferde getirmek için bu sefer de marketin taşıma servisinden yardım istedi. Aksi halde kullandığı motorla hem köpek, hem kendi, hem de aldığı malzemeler asla tek seferde taşınamazdı. "Keşke küçük beyi evde bıraksaydım." dedi ama artık bunun için çok geçti. Almış olduğu tüm erzakları taşıyan market çalışanına bahşişini verdikten sonra tek tek buzdolabına yerleştirdi, evet evde bir hafta yetecek yiyecek ve içecek ihtiyacı karşılanmıştı. Ardından kendisine hemen aparatif birşeyler hazırlayıp yedikten sonra Can'ı aradı. Can gelirken birşey isteyip istemedigini sorduğunda "Evde her şey tamam bir tek sen eksiksin ama yine de ekstradan içecek bir şeyler getirmek istersen getirebilirsin" dedikten sonra havadan sudan konuşmaya başladı. Onu özlediğinden ve vahşice sevişmek için sabırsızlandığından hatta onu geldiğinde çok büyük bir sürpriz beklediğinden bahsederek konuşmayı sonlandırdı. Can'ın hiçbir şekilde huylanmaması için  en seksi iç çamaşırı ile aynanın karşısında fotoğrafını çekerek  "Bedenim seni bekliyor! Çabuk gel artık." yazıp yollamıştı.



   Hazır yarı çıplakken ılık bir duş alıp, kendisini daha fazla uykusuz bırakmak istemediğini farketti. Bir an evvel yatıp sabahın olması için doğruca banyoya doğru ilerledi. Sıcak su iyi gelmişti, duş başlığından akan su, tozlarla birlikte bütün yorgunluğunu da alıp götürmüştü. Saçlarını bile kurulamadan öylece yatağa yatmış ve derin bir uykunun kollarına bırakmıştı kendisini.



.......



   Yatağa atlayan küçük beyin yüzünü yalamasıyla uyandı, oda hala karanlıktı. "Daha sabah olmadı mı?" diye içinden geçirirken, perdeleri açmadığını fark etti. hemen yataktan doğrularak perdeyi açtı.



   Sabah olmuş, güneş neredeyse tepenin ardından doğmuştu. Evin tahta panjurlarını da açıp pencerenin önünde kollarını iki yana kaldırarak genleşti. Doğanın kokusunu icine derin bir sekilde çektikten sonra ağır adımlarla mutfağa doğru ilerledi. Kendisine bir kahve suyu koyup balkona çıktı. Sanki biraz gergindi. İntikam almak için can atıyordu ama bu güne kadar sadece can yakmıştı oysa bu sefer can alacaktı. Soğukkanlılığı da gereksiz tedirginliği de beraberinde hissediyordu. Onun asıl canını sıkan; Can bu sefer alkollü gelmeyecekti ve illaki tutkulu bir şekilde öpüşme faslının ve bir sevişmenin  gerçekleşmesi gerekliliğiydi. Çünkü sözde sevgiliydiler.



   Evet, işte tüm gerginliğinin ve vücudunun kasılmasının sebebi buydu, yoksa Can'a yapacaklarından zerre pişmanlık duymayacağını, bilakis bunu büyük bir zevkle yapacağını biliyordu.



   Tüm bunları düşünürken telefonu çaldı. Arayan; adaya gelmek için tekneye bindiğini ve yaklaşık 20 dakika sonra iskelede olacağını haber vermek isteyen Can'dan başkası değildi. Evet, yarım saat, en fazla bir saat sonra bu kapıdan Can canlı olarak ilk ve son kez girecekti. Bir an için gözlerini kapayıp Can'ın can çekişlerini hayal etti.





 Artık hazırdı.





Devam edecek

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder