16 Mart 2019 Cumartesi

Kanın Kokusu 3.Bölüm

   Restorana geldiğinde kendileri için rezerve edilmiş masaya doğru sakince ilerledi. Can henüz gelmemişti. Sandalyesini çekip oturması için bekleyen garsona tebessüm ederek oturdu.



   Garson beklenilen kişi gelene kadar önden bir şeyler içmek isteyip istemediğini sordu, aldığı cevap üzerine masaya şarap menüsünü bıraktı. Menüye biraz göz gezdirdikten sonra:

-10 dakika kadar buz kovasında bekletilmiş Royal DeMaria istiyorum, beyaz olsun lütfen, diyerek cevap verdi.



   Yaklaşık 10 dakika sonra istediği soğukluğa hazır halde gelmiş şarabından bir yudum almıştı ki Can'ın sesini duydu:



 -Çok özür dilerim, malum İstanbul trafiği. Çok bekletmedim umarım. Hmm Royal DeMaria en sevdiğim şaraplarındandır. Ortak zevkimiz olduğuna sevindim. Aslında ben daha çok viski severim pek fazla şarap kültürüm yoktur.



-Rica ederim ben belki biraz erken gelmiş olabilirim. Malum öğle arası, ne olacağı pek belli olmuyor. Her an şirketten çağrılabilirim (Bu attığı yalana kendi bile inanmamıştı ya neyse)

-Ah evet gündüzleri alkol alacaksam şayet beyaz şarap içmeyi tercih ediyorum. Aslında tam bir kırmızı şarap müptelasıyım.



   Sohbet gayet güzel gidiyordu. Yemekler yenmiş, tatlı siparişi verilmişti.



-Krem brule güzel bir tercih. Ben de çok güzel yaparım. Bir gün kendi ellerimle yaptığımı yedirmek isterim size Özlem Hanım.



-Lütfen sadece Özlem diye hitap edebilirsiniz. Hatta bu sizli bizli konuşmaya da bir son verelim. Kendimi arkadaş olduğum biriyle değil de sanki ortak iş yapacağım biriyle görüşüyormuş gibi hissediyorum.



-Oh bir an için rahatladım valla. Ben de sizin, pardon senin profilini didik didik ettim. Yazışma stilin hep resmi, o yüzden karşında çapsız biri gibi görünmek istemediğimden kendimi kasıp duruyordum. Ee ne diyorsun tatlı teklifime?



(Ne kadar ucuz bir teklifti bu, aklı sıra tatlı yapmak bahanesiyle eve davet edecekti,hiç bozuntuya vermedi)

-Neden olmasın, belki yakın bir zamanda yeriz diyerek gülümsedi.



    Haftasonu icin yeniden sözleşerek ayrıldılar. Özlem'in içinden bu oyuna bir an evvel son vermek ve ruhunu huzura erdirmek geçse de dikkat çekmemek adına tekrar gündüz buluşmayı tercih edeceğini söyledi.



 Can ise (Başına geleceklerden habersiz) biraz zor biri olsa da eninde sonunda benim olacak gözüyle bakıyordu Özlem'e. O yüzden o da şimdilik ne derse "Tamam" diyerek üstelemiyordu. Başka biri olsaydı bu kadar peşinde koşmazdı ama bu kadında bir şey var. Garip bir çekim, kim bilir belki de hemen kollarıma koşmadığı için cazip geliyor diye geçirdi içinden.





   Hafta içinde bir kaç kere daha buluşup kahve içerek samimiyeti biraz daha ilerlettiler. Özlem daha fazla bu mıç mıç ilişkiye katlanamayacağını  hissettiği için bir an evvel sonuca gitmek istediğini fark etti. Çünkü yalandan da olsa sevgili olmuş gibi yapmak hiç keyif vermiyordu. Bu sebeple hafta sonundaki gündüz buluşmasını akşam yemeğine çevirdi, oradan da romantik olmaya çalışarak ona takip isteği gönderdiği ve isteği kabul ettiği yere; bara gitmeyi teklif etti. Can'ın gözleri bu teklif karşısında, şaşırmış ve bir o kadar da mutlu olmuş olduğundan fal taşı gibi açılmıştı. Sadece "Harikaaaa!" diyebildi. Bir kaç dakika sonra heyecanla  "Dışarıda mı yoksa?" diyerek cevap bekler gibi Özlem'in gözlerinin içine baktı.





   Özlemse gayet cool bir şekilde "Yemeği dışarda yeriz, sonrasını da kadere bırakalım bakalım ne olacak?" diye çapkın bir bakış fırlatıp minik bir kahkaha atmıştı.

   Hafta sonu görüşmek üzere vedalaşıp ayrıldılar. Özlem şirketi bayağı boşladığının farkındaydı, o yüzden öncelik olarak şirkete uğradı.



 .....





   Akşam üzeri eve geldiğinde hiçbir şey yapmadan doğru salondaki büyük kanepeye kendini boş bir çuval gibi bıraktı. Bir süre hiçbir şey yapmadan tavandaki bir noktaya odaklanarak düşünmeye başladı. Can'a yapacaklarından sonra hiçbir iz, hiçbir delil bırakmak istemiyordu. O yüzden almış olduğu malzemeleri şöyle bir aklından geçirdi.



   Evet her biri işkence aletine dönüşecek şekildeydi fakat yeterli değildi. Can'ın kemiklerini bile yok etmek istiyordu. Bunun için en uygun ne olabileceği konusunda en küçük bir fikir bulamazken, ilk etapta aklına çöp öğütme makinesi geldi. Ama bu yeterli olmayacağı için et ve kemik kırıcı manuel bir kıyma makinesi olsa çok güzel olurdu diye geçirdi içinden. Yerinden kalkıp hemen internetten araştırma yapmaya başladı. Tam aradığı ürünü bulmuştu. "Et kemik değirmeni, otomatik kemik kırıcı makine, kargo dahil 963.38"

   Ancak yurt dışından sipariş vermek zorundaydı. Bunun için belki bir ay kadar beklemek zorunda olacağı için hemen vazgeçti. Belki online değil de bunun satışını yapan yerlerden göre göre alabileceğini düşünürken gözüne x sitesindeki ilana takıldı. Bu site de yabanci bir siteydi ama şansını denemek istedi ve hemen:



"Hi,

I’m interested in your product Meat and bone grinder/bone milling machine/animal bone crusher for sale. I would like some more details." diye yazarak iletişime geçti.



   Otomatik mesajın gelmesi ile 24 saat içinde iletişime geçebileceği cevabı geldi. Şayet ürün göründüğü gibi ev tipiyse alabileceğini söyledi. Karşı taraf da bunu onaylayıp, 5 iş gününde teslim garantisi verdi. O sebeple 1 hafta daha bekleyebilirdi. Hemen siparişi vermişti.



   Keyfi biraz olsun yerine gelmiş hatta aniden acıktığını bile hissetmisti. Doğruca mutfağa yöneldi ve gece için fazla ağır olmayacak bir şeyler atıştırdı. Küçük Bey'in de mama kabını kontrol ettikten sonra yatak odasına çıktı. Olabilecekleri hayal ettikçe keyifli bir şarkı mırıldanmaya ve melodinin eşliğinde hafifçe raks ederek üzerindekileri çıkartmaya başladı.



   O kadar keyifliydi ve dans ederek soyunmaya kendini kaptırmıştı ki sanki duş alıp tek başına yatacak kişi kendi değildi. Striptiz sanatçısı gibi üzerindeki her bir parçayı yavaş yavaş ahenkle çıkartmış ve her çıkarttığı parçayı elinde sallayarak oraya buraya atmaya başlamıştı. Tamamen çıplak kalınca da deli gibi seks yapacakmış gibi bir an da heyecanla duraksadı. Banyoya giderken yine boy aynasında çıplak vücuduna baktı. İki parmağı ile göğüs uçlarını tutup çekiştirdi. Meme uçlarının bu etkiye tepki vermesi gecikmemişti hemen fındık tanesi iriliğinde dikilerek ereksiyon olmuşlardı. 



Hmm hınzırlık yapma zamanı.



...



   Cuma sabahı iletişime girdiği satıcıdan gelen cevapla havalara uçtu, sipariş ettiği ürün  gerçekten de ev tipiydi ve en geç çarşamba günü elinde olacak şekilde bugün kargoya verilmek üzere hazırlanmıştı.

Şirkete geldiğinde doğru odasına geçti. Elinde bir fincan yeşil çay tutarak suç işlemiş gibi kapıda dikilen office boy'unun ürkek bakışları dikkatini çekti.



-Ne bu surat? Ne oldu?



-Şe..şey Özlem Hanım. Mm şey...



-Neyyy çocuk! Ney? Durduk yere sinirlendirme beni, geveleme de söyle ney?



- Peki efendim. Şey oldu. Onu haber verecektim.



-Çatlatma insanı! Ne oldu yahu? Ne haberi, neyin haberi?



-Bugün Cuma efendim.



-Ee ne var bunda, cumaya mı gitmem gerek? Biliyorum bugün cuma, hatta yarın da cumartesi.



- Ayın 13'ü Özlem Hanım ve Eylül ayindayiz. Yani bu günü size bir gün önceden haber vermem için beni sıkı sıkı tembihlemiştiniz ama be...ben hatırlatıcıyı bugün için ayarlamışım. Çok çok özür dilerim.



   Evet, nasıl unutabilirdi bu günü? Kızması gereken office boy'u değil kendisiydi aslında. Can'la olan diyaloglarına, ona yapacaklarına odaklanmışken, sürekli bu fikirlere yoğunlaşmışken... Tamamen uçup gitmişti aklından. Hepsi Can yüzündendi, nasıl unutabilmişti bugünü?



-Lanet olsun!

 dişlerinin arasından söylemişti bunu. 



-Tamam çık dışarı!



-Ö..Özür dilerim.



-ÇIK!

   Öfkeyle masasının arkasına geçti ve masanın üzerinde ne var ne yok elleriyle sağa sola savurdu. Hırsını bir türlü dindiremiyor, "Bu günü nasıl olur da  unuturum" diye bir türlü kendini affetmiyordu.



   6 koca yıl olmuştu ve her sene yıl dönümünde bugüne kadar tek sevdiği adamın kollarının arasında can verdiği yere gider, oradan da mezarına gidip tüm gününü sevdiği adamla birlikte geçirirdi.





   Hızlıca odasından fırlayıp şirketten hışımla çıktı. Arabasına bindiği an gözyaşlarına daha fazla hakim olamadı. Bağıra bağıra, hıçkıra hıçkıra ağlıyor, bir yandan da "Özür dilerim aşkım, bugünü unuttuğum için özür dilerim, çok özür dilerim. Ama sana yemin olsun bunu misliyle telafi edeceğim. Seni unutmadım ve asla unutmayacağım, bir daha olmayacak, bekle geliyorum!" diyerek haykırıyordu.





   Güneş batmış, hava hafiften kararmaya yüz tutmuştu. Alacakaranlıkta mezarlıktan çıkıp arabasına binmek üzere kapıyı açtı. Arabanın içinde bir süre öylece oturmuş, acıyan ruhunu biraz olsun hafifletmek amacıyla içinden sürekli şu sözleri tekrarlayıp duruyordu.



"Çok az kaldı, evet çok az. Bana bu acıyı yaşattığına seni milyonlarca kez pişman etmeme çok az kaldı"



Tabi ki Can'dan bahsediyordu.



   Eve geldiğinde kendisini çok yorgun, çok halsiz hissediyordu. İçeri girerken kucağına atlayan köpeğinin başını okşayacak kadar gücü dahi yoktu sanki. Bir fincan papatya çayı yaptı kendisine ve çayını tam bitirmeden oturduğu yerde uykuya yenik düştü.



   Pecereden gözüne vuran güneş ışığıyla, salonda uyuyup kaldığını fark etti. Doğruldu, oturduğu yerden gerinerek sırt kaslarını gevşetmeye çalıştı. Her yeri -özellikle de boynu- tutulmuştu. Bugün Can ile ilk akşam yemeği olacaktı, o yuzden hemen sıcak bir duş alıp kahvaltısını yaptı. Ardından kas gevşetici bir ilaç ararken gözüne başka bir ilaç kutusu ilişti. Eline aldı, içi doluydu. Hemen son kullanma tarihine baktı, 2020 yaziyordu. Hala kullanılabilir olması hoşuna gitti çünkü eline aldığı ilaç kutusu bir boğayı yarım saat içinde uyutacak kadar etkili uyku ilacıydı. Bunu sevgilisi öldüğünde psikiyatristi geceleri sabaha kadar hiç uyanmadan yatabilmesi ve kâbus dolu günleri uykuyla hafifletebilmesi için vermişti.
Bu  çok işine yarayacaktı. İlacin tarihinin geçmemiş olmasına olan sevincinin nedeni ise ilaçtan zehirlenip hastenelik olmasının tüm planlarının alt üst olması anlamına gelmesiydi. Hoş, uyku ilacı hiç aklında yokken tamamen spontane bir fikir olarak gelişmişti ve gayet de mantıklı bulmuştu. Çünkü asıl büyük oyun için bir hafta daha beklemek zorundaydı.



 ....



   Kas gevşetici hapını içtikten sonra Can'ı aramak için telefonunu ararken telefonu çalmaya başladı. Dünden beri hiç telefona bakma gereği duymadığı için telefonunu nereye koyduğunu bulmaya çalıştı. Ses vestiyer tarafından geliyordu. Sesi takip edip, telefonu çantasından çıkarttı. Arayan Can' dı. "İti an çomağı hazırla" diye geçirdi içinden ve telefonu olabildiğince neşeliymiş süsü vererek cevapladı.



-Alo...

-Gayet iyiyim, sen nasılsın?

-Evet. Tabi ki biliyorum.

-Hı hı, tam 8'de orda olurum.

-Hayır hayır gelmene gerek yok. Adresi biliyorum, ben de zaman zaman oraya giderim.

-Yok yok arabamla gelmeyecegim, malum alkol alacağız, bir taksiyle geçeriz bu tarafa.

-Tamam, öptüm. Görüşmek üzere.



 Konuşmayı sonlandırmıştı.





   Akşam yemeği için çok şık ve seksi olması gerektiğini düşünerek hemen yatak odasına çıktı. Henüz ne giyeceğini kararlaştırmadığı için odası bir hayli dağılacak ve sonrasında da deneyip çıkarttığı tüm kıyafetleri yine tek tek yerine kaldıracaktı.





   Bu kaçıncı deneyip yatağın üzerine fırlattığı elbiseydi bilmiyordu. Ne giyse sanki hep iş kadını gibi klasik geliyordu gözüne. Uzun yıllardır seksilikten uzak, şık ama sade bir giyim tarzını benimsediği için gardırobunun neredeyse tamamı  bu tarz kıyafetlerle doluydu. Biraz mola verip, kafasında kombinleyeceklerini sakince planlamak için bir anlık yatak odasından çıkıp salona geçti. Birden aklına akşam için giyeceği seksi kıyafeti neden gardırobu yerine mağazalarda aramayı tercih etmediği geldi. Hemen yatak odasına çıkıp, dağıtmış olduğu tüm kıyafetleri özenle yerine kaldırdı. Ortalığı topladığına tam emin olunca üzerine alacağı kıyafeti rahat rahat deneyebilmesi için kolay giyinip, soyunabileceği bir şeyler geçirip doğruca mağazanın yolunu tuttu. Kadıköy'de uzun zamandır uğramadığı ama önceleri daima oradan alışveriş yaptığı bir mağaza vardı. Burada satılan  kıyafetlerin ikinci bir örneği başka hiçbir yerde yoktu. Tamamen tasarım üzerine satış yapılan şık bir mağazaydı ve müşterileri de sayılı kişilerden oluşuyordu.



   Mağaza sahibi Özlem'i görünce haliyle çok mutlu olmuştu. Küçük bir hasret giderdikten, hal hatır kelamı ettikten sonra Özlem kısaca akşam yemeğine çıkacağını, bu yemeğin özel biriyle olacağını ve bunun için şık ve seksi bir kıyafet almak istediğini söyleyip gerisini mağaza sorumlusuna bırakarak beklemeye başlamıştı. Biraz sonra elinde bir kaç parça ile satış sorumlusu ile mağaza sahibi gelmişti. Özlem'in gözüne ilk etapta kan kırmızısı renginde sırt dekoltesi ve yırtmaçlı olan bir elbise ilişti. Bunun gayet şık ve seksi olduğunu düşünerek soyunma kabinine doğru gitti. Elbise sanki özellikle Özlem'in vücut hatlarına göre dikilmiş gibi cuk oturmuştu. Hiçbir potluğu, daraltılması ve kısaltması gereken bir yeri yoktu. İlk denediği elbiseyi satın alarak  magaza sahibiyle vedalaşıp dışarı çıktı. Bir yandan da elbisesine uygun ayakkabısının olup olmadığını düşündü. Olmaz olur muydu? Odasının yarısı neredeyse ayakkabı mağazası gibiydi.





   Hazır dışarıdayken kuaför işini de aradan çıkartmayı, böylelikle saçlarını yapmak için harcayacağı zamanı gece için plan yaparak geçirmeyi tercih etmişti. Giyeceği kıyafeti gösterip; ona uygun, şık ama olabildiğince doğal duracak bir topuz yapmasını istedi, kuaförün koltuğuna otururken.





   Kıyafet ve saçı aradan çıkartmıştı. Saatine baktı, henüz iki saati daha vardı. Eve gelip, yarım duş alıp makyajını yapacak bir hayli vakti vardı. Yine de fazla oyalanmadan eve geldi, boynundan aşağı vücudunu özenle yıkadıktan sonra küçük bir banyo havlusuna sarılıp makyaj masasının önüne geçti. Kırmızı elbisesine uygun bir göz makyajı yapıp, kan kırmızısı rujunu sürüp, elbisesini giymeden önce içine iç gıcıklayıcı kırmızı renkte ve tamamen dantel olan iç çamaşırlarını ve onları tamamlayan jartiyerli burunsuz naylon çoraplarını giyip, elbisesini  kutusundan çıkarttı. Altına elbiseyiyle uyumlu kırmızı çivi topuklu sivri burunlu stilettolarını da giydiğinde tamamen hazır sayılırdı. Eline küçük bir gece çantası alıp aynada kendisine şöyle bir bakarak;



"İşte şimdi hazırsın kırmızılı kadın" dedi.



   Saat tam 8'de sözleştikleri restoranın önünde buluşup içeri birlikte girdiler. Yemek boyunca usûlden kur yapıp, bir an önce geceyi tamamlamak adına önce bara, daha sonra da planı istediği gibi giderse evde devam etmek için zamanın akıp gitmesini beklemekten başka bir şey yoktu. Yemek hayli samimi geçmişti. Akşam yemeğini sonlandırıp gecenin devamı için valenin bir taksi çağırmasını söyleyip beklemeye başlamışlardı





   Taksiciye barın adresini verip biraz daha samimi  olmuşlardı çünkü her ikisi de taksinin arkasındaydı. Yan yana ilk oturuşlarıydı. Can ayakları açık oturduğundan dolayı, dizleri birbirine değiyordu. Restoranda aşırıya kaçmadan alkol tükettikleri için iştahlarını bara saklıyorlardı. Oysa Can nerdeyse iki şişenin de hepsini kendisinin içtiğinin farkında bile değildi.



    Bara geldikleri zaman Can taksicinin parasını ödemek için cüzdanını çıkarttı, bu sırada Özlem bara doğru yürümeye başladı. Her zaman yalnız geldiği barda dikkat çekmemek için iki kere daha fazla dikkatli davranıyordu. Burada bir kaç kadeh içip bir an evvel geceyi tamamlamak istiyordu.



   Can aslında viski içmekten keyif alan biriydi ve yemekte çok fazla şarap içtiği için karıştırmak istemiyordu. Her ikisi de birer kadeh kırmızı şarap ve peynir tabağı isteyip, Özlem'in her zamanki masasına oturmuşlardı. Loş ışık, müzik, alkol, içerisinin kalabalik uğultusu derken vakit hayli geçmişti. İlerleyen saatlerde Can Özlem'e, alkolün etkisiyle iyice asılmaya başlamış, sürekli çok hoş bir kadın olduğundan, onu gören her erkeğin ilk bakışta ona aşık olabileceğinden, onun gibi bir kadının şimdiye kadar hiç karşısına çıkmadığından daha da ileri gidip onu arzuladığından bahsetmeye ve bunu dönüp dolaşıp defalarca söylemeye başlamıştı. Özlem bara geldiklerinden beri sadece iki kadeh şarap içmişti. Yemekte de çok fazla tüketmemişti. Can bunun pek de farkinda değildi. Bir ara Can tuvalete kalkmak için izin istediği sırada, Özlem bunu fırsat bilip:

-Sen tuvaletten çıktıktan sonra içkilerimizi bitirelim, ben de bu arada hesabı isteyeyim, sonra da kalkalım olur mu? Çünkü yarın pazar, tüm günü kafa ağrısı çekerek geçirmek istemiyorum diye kikirdedi. Can da:



- Tamam, önce bir taksi çağırırız, sonra seni eve bırakırız. Ordan kim bilir belki bana kahve yaparsın, sonra  belki belki...diye yılışınca Özlem de:



- Kim bilir, belki...Ama bu belkilerden önce senin belkii tuvalete gitmen gerek, merdivenlerden çıkınca sağdaki erkekler tuvaleti. Aman karıştırma sakın yoksa başına belkii... diyerek susup gülümsedi.



   Can tuvalete gittiğinde;



   Fırsatı değerlendirip, gündüzden toz haline getirerek çantasına koyduğu uyku hapını Can'ın şarabının içine boşaltıp, parmağıyla karıştırarak daha çabuk erimesini sağladı. Şarabın rengi olsun, ortamın loş oluşu olsun bu karışıma çok müsait olduğu için hiç dikkat çekmeden içirebilecekti. Tüm bunları soğuk kanlılıkla yaptığı için Can geldiğinde  hiçbir şekilde şüphe duymasını gerektirecek bir durumun olmayacağından gayet emindi.



   Tahmin ettiği gibi de olmuştu. Can bir an evvel eve gitme hayaliyle şarabını bir dikişte içti ve gülümseyerek:

-Tamam ben hazırım hadi hesabı ödeyip seni evine bırakalım dedi.



   İlaç alkolle karışınca etkisini iki kat daha fazla göstermeye başlamış olacaktı ki bahçe kapısının demirine tutunmasaydı sanki yere yığılıp kalacaktı.  İçeri girdiklerinde Can'ı salona alarak:



-Ben şu filmlerdeki gibi üzerime hafif bir şeyler giyip geliyorum diyerek odadan yukarıya doğru çıktı. Bir süre geçmeden Can derin bir uykuya dalmıştı. Onu merdivenlerden sürükleye sürükleye yatak odasına kadar çıkardı. Üzerindeki tüm kıyafetleri çıkartıp yatağına yatırdı. Yatağın çarşafına çılgınca sevişilmiş de bozulmuş süsü vererek, Can'ın üzerinden çıkarttığı tüm kıyafetleri alıp salona indirdi ve sanki soyuna soyuna yukarı çıkılmış gibi her bir parçayı sırasıyla salondan yatak odasına kadar atarak geri geldi. Can'ın ellerini yatağa kelepçeleyip, uyumak için salona gitti.





   Sabah şiddetli bir baş ağrısı ile uyanan Can haliyle hiçbir şey hatırlamıyordu. Ellerinin kelepçeli oluşundan gecenin nasıl geçtiğine dair en ufak bir fikir dahi üretemiyordu. Bildiği tek şey çıplak ve ellerinin kelepçeli oluşuydu. Telaşla Özlem'e seslendi.



   Bu sırada Can'ın seslenmesiyle uyanan Özlem sanki yanından yeni kalkmış da mutfaktan su almaya inmiş süsü vererek elinde su bardağıyla yatak odasına geldi.



- Demek uyandin. Gece bir harikaydı bunu sık sık yapmalıyız, böyle fantezilerinin olduğunu bilmiyordum. Kelepçeyi mi merak ediyorsun yoksa? Ahaha ben çok severim, o yüzden böyle materyaller haliyle mevcut.



-İyi de ben hiçbir şey hatırlamıyorum. Ne yaptım, yani yaptık ki?



-İnanmıyorum sana Can aşk olsun. Ayak parmaklarımdan başlayıp yalanmadık yerimi bırakmadın ve sen hiçbir şey hatırlamıyorsun öyle mi?  Sonraa...



Devam edecek

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder